Barış ve güvenlik, turizmin havası ve suyudur
Sebahattin Karaca – Daha önce yazılarımın bazılarında, turizm barışı, güvenliği ve güzelliği sever, diye yazmıştım. Bugün de bu konuda yazdıklarımı kanıtlarıyla biraz açmak istiyorum. Turizm barış ile başlar güvenlik ve güzellikler ile gelişir. Turizmin havası ve suyu, barış ve güvenliktir. Ülkemizde 2016 yılında art arda yaşanan pek çok olumsuzluk sonucunda, turist sayısında ve turizm gelirlerinin gerilemesi noktasında öngörüsü güçlü insanların bile tahmininden çok fazlası yaşanmıştır.

Devamını oku...
2015 yılı turizm sezonunda, zaten bir kırılganlık sonucunda, hedeflenen turist sayısını ve beklenen turizm gelirlerini yakalayamadığımız gerçeğinin üzerine, Rus uçağın düşürülmesi ile birlikte çok ciddi olumsuzluklar baş göstermiştir. Bu olayın hemen arkasından Türkiye’nin en büyük şehirlerinde patlayan bombalar, ülke turizmini adeta rayından çıkarmıştır. Uçak düşürülmesi sonucu Rusların gelmesi bıçak gibi kesilmiş, patlayan bombalar, özellikle İstanbul Hava Limanı’nın bombalanması sonucu turizmde ihtiyaç duyulan güven tamamen ortadan kaldırmıştır. Sonuç olarak pek çok Avrupa ülkesi yöneticisi, vatandaşlarının Türkiye’ye gitmemesi çağrısında bulunmuşlardır.
Oteller satılık işçiler çaresiz
2016 turizm sezonu bu bağlamda tam bir kayıplar yılı olmuş, birkaç yüz bin çalışan iş bulamaz duruma düşmüştür. Sadece Antalya bölgesinde binden fazla olmak üzere Türkiye genelinde 2000’e yakın otel ve konaklama tesisi satışa çıkmıştır. Özellikle kredi ile satın alınan, inşa ya da tadil edilen işletmelerin pek çoğu, kredilerin geri ödemesinde, ciddi ölçüde sıkıntı yaşamaya başlamışlardır. Eğitimli – eğitimsiz yüzbinlerce çalışan ve ailenin yaşadığı zorluk aylardır sürmektedir. Hükümet durumun farkındadır. Her ne kadar destek vermeye başlasa da, bunun ihtiyacı karşılaması ve sorunları çözmesi mümkün değildir.
İşin bu tarafında hazin bir tablo varken, diğer tarafında da her şey dahil sistemi içinde otelleri doldurabilme adına kaliteden ödün vererek hizmet sunan pek çok otel de para kazanamadı. Para kazanamayınca işletmeler kendisini yenileyemedi. Kendini yenileyemediği için bakımsız kaldı ve rekabetten düştü. Bu hazin tablo ile işler her zamankinden daha çok sarpa sardı. Durum işin içinden çıkılamaz bir hal aldı. Bu noktada ülke turizmini yeniden rayına oturtmak ve harekete geçmesini sağlamak için çok boyutlu çalışmak, hücrelere kadar inmek gerekmektedir. Türkiye bu güne kadar çok krizler yaşadı ve atlattı; ama bu defa kriz derin ve çok vahim. Bu defa verilecek desteğin, teşvikin ve çıkarılacak kanunların acil olarak hayat bulması gerekmektedir. Verilmesi gerekli desteğin, bu defa hem çok fazla, hem çok acil, hem çok adaletli hem de kontrolden yoksun olmaması gerekmektedir.
İmaj, bellek ve algı
Yukarıdaki vahim tablonun yanı sıra imaj ve özellikle de bellek algısı çok önemlidir. Başta Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (Türsab) yetkilileri olmak üzere, Türkiye Otelciler Birliği yöneticileri, Avrupa’nın Paris ve benzeri önemli şehirlerinde, ülke turizmi için olağan üstü çabalar gösterseler de bu çabaların sorunu çözemeyeceği gerçeği ile karşı karşıya bulunduklarını beyanlarında açıklamaktadırlar. Türsab Kuşadası Bölgesel Yürütme Kurulu Başkanı, yaptığı bir açıklamada Avrupa’da “Türkiye ile ilgili çok ciddi sıkıntı var!” dedi. Sektörün endişe verici daha derin bir tabloyla karşı karşıya olduğunu ortaya koyan diğer açıklamalara da bu günlerde sıkça rastlıyoruz. Açıklamaya göre Türkiye Avrupa’da sadece imaj kaybetmemekte; İslama fobinin Türk fobisi haline dönüştüğünü söylemektedir. Bunun yanı sıra Avrupalının 2016 yılında Turizm hareketliliği içerisinde başka ülkelere kaymakla Türkiye’nin belleklerden silinebileceği uyarısında bulundular ki sonuna kadar katılıyorum. Çünkü gençlik yıllarımda tüm Avrupalının belleğinde Beyrut algısı vardı. Beyrut o yıllarda turistlere görkemli şatafatlı Bin Bir Gece Masalları’nda anlatılan güzellikleri sunan bir yerdi. Yazık ki Beyrut’ta bir iç savaş başladı ve birkaç sene sürdü. Birkaç sene üst üste Beyrut’a gitmeyen Avrupalının belleğinden Beyrut tamamen silindi. Aynı durumu şu yıllarda Mısır yaşamaktadır. (Esasında Mısır, geçen onlarca yılda birkaç defa turizmin hoşlanmadığı hallere düşmüş olmakla beraber, dünyanın en büyük kültür mirasları olan Piramitlere sahip olması sayesinde tekrar belleklere girebildi.)
Bizde Piramit yok! O halde biz ne yapmalıyız? Bu sorunun cevabını bulmak için, sorunları bir an önce tüm bilimselliği ve ilgili tüm tarafların katılımı ile masaya yatırmalı, bir çıkış yolu bulmalıyız.